Mustafa Atmaca

Tayyip Modası 1

17 Mayıs 2017 111

Ben aslında “Tayyip Modası” diyerek anlatacaktım; yine anlatacağım da…
Moda deyince…
Paris’teki modacının sözü; evdeki eşimize, kızımıza, anamıza, bacımıza… yani kadınlarımıza bizden daha fazla tesir ediyor, bahsetmeden geçemeyeceğim.
Eğer etekler diz üstü ya da yandan yırtmaçlı dendiyse, mesela…
Modacı dediyse yani…
Salgın hastalık gibi, yerinde durmuyor;
Hanımlar uygu gösteriyor.
Öylece daha modern(!) ve medeni (!)olunuyor zahir!
Yani bir özentiyle, yani kendi olmadan, yani başkasına benzeyerek…
Oysa hangi gölge “asıl” olanın yerini tutmuştu ki!
Neyse ki, giyim kuşamdaki “Moda” belası, ülkemizde her yere uğramıyor.
***
Bir zamanlar Mc Donalds modası vardı.
Bizim köftecinin tertemiz yaptığı taze kıyma köftesi yerine, ne zaman kesilip köftelendiği belli olmayan, buzdolabında eksi 18 derecede Allah bilir ne kadar süreyse bekletildikten sonra Türkiye’ye yollanmış köfteler, bir zamanlar modaydı.
Cuma Pazarı’nın orada bir Hasan var Hasan…
Çakır Hasan desem mi ki bilmem…
Saçı başı, gözü kaşı da çakır değil ama…
Köfteci Çakır Hasan desem yeridir yani.
İki masalık bir yeri var.
Onun köftesinin yanında esamisi okunmaz, gel görelim Hasan’ın köftesi “Moda” değil, Mc Donalds moda!
***
Bir zamanlar deniz modası vardı.
Ramazan Kurban Bayramları geldiğinde, tatiller birleştirilirdi ve millet denize giderdi.
Komşu gitti ya…
Biz de gitmeliydik!
Giderdik de…
Geride kimler kalırdı?
Eli öpülecek insanlar, bayramlarda ziyaret edilecek büyükler, kapıdan gireceklere melül melül bakar, sonra da eksikliğin etkisiyle mahzun kalırdı.
Mezarlıklar yatanlar da sessizliğine bürünürdü.
Oysa bizde yayla, içmece ve ılıca kültürü vardı.
Çocuklarımızın bir kısmı, büyüklerinin mezarlarına bayram ve arife günleri gidildiğini öğrenemedi.
***
Bir zamanlar bir “Bedava” modası vardı.
Hadi kısaca ona da değinip bir arada yazayım; bir de “Köşe Dönücülük” modası vardı.
Köşeciler farklıydı ya neyse…
Öyle hızlı köşe dönüyorlardı ki, bir masa etrafında köşe kalmıyordu; aynı köşeye, yani çıktıkları köşeye tekrar geliyorlardı. Koşup yoruldukları yanlarına kalıyordu.
Ona da “Neyse…”diyelim ve “Bedava”ya geçelim.
Reklamlarda, kaç tane bilmem ne alırsan bilmem ne “Bedava” denirdi.
***
Bir gün Ankara’da Bayrak Kafe’de oturuyordum. Bir genç tebessüm ederek yanaştı. Elimi öpmek istedi. Tanımadım.
“Delikanlı yaşlan, ama sakın ihtiyarlama. İhtiyarlayınca hatırlayamıyor insan. Kimsin bilemedim, kusura bakma.”dedim.
Delikanlı birilerini saydı, onları tanıyordum; kimlerle geldiğini ve benim bir konuşmamdaki bir bölümü aktardı.
O zaman da söylemişim:
“Bu ‘Bedava’ çok kötü.”demişim. “20 kupona bilmem ne bedava diyeceklerine, ‘Hediye’ deseler yaa…”demişim. Sonra da eklemişim:
“Hediye gönülden verilendir, ikramdır. Bedava ise Türkçemizde avantacılık çağrıştırır.”
Çocuklarımız o reklamlarla büyüdü.
***
O yapılanlar hep bir toplum mühendisliği işiydi.
Bir de dünyada yapılan moda var; ona da geleceğim.
Türk toplumunu dönüştürmek için ortaya sürülen, ama medeni-modern olunduğu izlenimi verilerek yutturulan, bizi yönetenlerin de uyutulduğu, Batılı dostların(!) iyi bir uydurmasıydı;
Bağışlayın, hatta yutturmasıydı.
Toplumun kültür genetiği ve yaşam biçimi değiştirildi.
***
Moda beni hep rahatsız etmiştir; çünkü toplum kulağından gözünden yönetilir ve kolayca bir yere veya yöne sürüklenir.
Bizde de  “Moda” çok.
Daha “İttihat-Terakki” ve “Jön Türkler” Modaları da var.
Abdülhamit Modası da var.
Dünyada da bir “Ermeni Modası” var; ama bugünkü yazımızda yer kalmadı;
“Tayyip Modası” ile birlikte önümüzdeki yazılarda ele alalım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları Canakkale.com internet sitesine aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının sadece kısa bir bölümü, köşe yazısına aktif link verilerek kullanılabilir.

Köşe Yazarlarımız